Aden Mavera ile

Gece YarısıVardiyası

← Umut Apartmanı

Bölüm 4 | Ayla

Uyandığımda annem yatağımın yanı başındaki koltukta uyuyordu. Bir süre hiçbir şey söylemeden onu izledim. Kendimi hiç olmadığım kadar yorgun ve bitkin hissediyordum. Bıraksalar yıllarca uyuyabilirdim. Babam elinde iki kahve ile odaya girdi ve uyanık olduğumu fark ettiğinde “Hemşire Hanım!” diye bağırmaya başladı. Hayatımda onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Babamın bağırışları ile uyanan annem de bana bakıp mutluluktan ağlamaya başladı. 

Neler olup bittiğinin farkında değildim. Hastanede olduğumu anlamış olmama rağmen o saçma "Anne ben neredeyim?" sorusunu sorduğumu hatırlıyorum. 

Annem "Hastanedesin kızım. Uyuyordun. Uzun süredir uyuyordun," dedi. 

Odama gelen hemşireler koluma takılan serumu ve etrafımda duran makineleri kontrol etmeye başladılar. Uzun simsiyah saçları ve gencecik yüzü ile bir hemşire gözlerime bakıp "Geçmiş olsun. Ağrınız var mı?" diye sordu. 

"Teşekkürler iyiyim," demekle yetindim. 

Annemin anlattıklarına göre başıma aldığım darbe sebebiyle üç gündür hiç uyanmamıştım. Komada olma fikri beni korkutmuştu ama demek ki deliksiz ve derin bir uyku için komaya girmem gerekiyormuş diye düşünmekten de kendimi alıkoyamadım. Daha sonra iki genç polis memuru yanıma geldi ve beni öldürmeye çalışan kişinin mahalledeki bir teyze tarafından görüldüğünü ve o teyzenin polisi aradığını anlattılar. 

Göğsüne sapladığım bıçağı hatırladım. Cevabını duymaktan korktuğum bir soru sordum. Beni öldürmeye çalışan kişinin hâlâ hayatta olması mı yoksa benim birini öldürmüş olmam mı daha korkutucuydu bilmiyordum.

"Onu öldürdüm mü?"

Polis memurları birbirlerine baktı. Bir tanesi rahatsız bir tavırla bakışlarını başka yöne çevirdi. Öteki gözlerime bakıp "Korkmana gerek yok," dedi. "Onu olay yerinde ölü bulduk, fakat ölüm sebebi senin kendini korurken sapladığın bıçak darbesi değil." Polis memuru endişeli bir yüz ifadesiyle birden konuşmayı kesti.

"Ne peki?" diye sordum. 

Biraz önce konuşmamak için gözlerini kaçıran diğer polis memuru "Arabanın içerisinde boğazı kesik bir vaziyette bulundu," dedi sakin bir ses tonuyla. "Boğazını kesmek için kullandığı bıçak elindeydi. Adli tıp uzmanları zanlının muhtemelen göğsüne saplanan bıçağı çıkarıp kendi boğazını kesmek için kullandığını söylediler." 

Duyduklarıma anlam veremiyordum. "Nasıl yani, beni öldürdüğüne emin olmak yerine intihar mı etti?" diye sordum. 

Annem konuşmamıza daha fazla dayanamayarak araya girdi. "Ona ne olduğundan bize ne? Sen yaşıyorsun ve önemli olan bu." 

Daha sonra polislere döndü ve onlara yeni uyandığımı ve dinlenmem gerektiğini söyleyerek bu süreci mümkün olduğunca hızlı bir şekilde arkamızda bırakmaya çalıştı. Yaşadığım şeye hiçbir anlam veremesem de annemin üzüntüsünü gördüğümden durumu daha fazla üstelemedim.

Polis memurları yanımdan ayrılmadan önce son bir soru daha sordular. "Zanlıyı daha önceden tanıyor muydunuz? Öğrendiğimize göre birkaç ay öncesine kadar yaşadığınız apartmanda oturuyormuş."   Annem hemen araya girip "Biz bu apartmana daha yeni taşındık," diye cevap verdi.  Öğrendiklerim yaşadığım şeyi daha da karışık bir hâle getirmişti. "Hayır memur bey. Onu tanımıyorum," dedim.

Polis memurları geçmiş olsun dileklerini ileterek yanımdan ayrıldıklarında gördüğüm rüyadan ve rüyamın hayatımı kurtardığından başka hiçbir şey düşünemiyordum. Rüyalarımın amacının en başından beri bu olduğuna inandım. İlahi bir güç bana başımdan geçecek olan şeyleri önceden göstermiş ve geleceği değiştirmemi istemişti. Umut Apartmanı’nda hissettiğim o kötü duygu belki de en başından beri benim koruyucu meleğimdi diye düşündüm. Sahip olduğum şey belki de bir lanet değil bir hediyeydi. 

Hastaneden taburcu olup eve döndüğümde hayatım tamamen değişmişti. Eskiden bana korku veren şeyler artık benim en iyi arkadaşlarım olmuştu. Odamda yalnız olmadığım hissi artık beni korkutmuyor, tam tersine kendimi güvende hissetmeme neden oluyordu. Anne ve babam dersler konusunda beni eskisi kadar sıkıştırmıyor, bana sürekli son derece kırılgan değerli bir vazoymuşum gibi davranıyorlardı. Bense artık hiçbir şeyden korkmuyordum. Kısa bir süre içerisinde yeniden her gün kütüphaneye gitmeye başladım. Düzenli bir şekilde ders çalışıyor ve geleceğimle ilgili güzel şeyler görmenin umudunu taşıyordum. Artık kötü bir şey görsem bile bunu değiştirebilecek güce sahip olduğumu biliyordum. 

Evden çıkıp kütüphaneye gittiğim günlerden bir tanesinde her zaman yürüdüğüm caddede karşıdan karşıya geçerken biri ile karşılaştım. Göz göze geldiğimiz süre muhtemelen bir saniyeden uzun değildi. Fakat ona baktığım o an benim için hayatın durduğunu hissettim. Sanki o adam benim için yepyeni bir başlangıçtı. Bugüne kadar hiç hissetmediğim ama bir gün hep yaşamayı hayal ettiğim duyguların can bulmuş hâliydi. Diğer herkes gibi yanımdan geçip gitti ve birkaç saniye içerisinde ardımda korkunç bir ses duydum. Bir kez daha bu sefer çok daha acı bir şekilde GÜM. Ardıma dönüp baktığımda kırmızı bir araba biraz önce gördüğüm genç adama çarpmıştı. Yolun ortasında kanlar içerisinde yatışını anımsıyorum. Her yer kan içindeydi.

Sadece Umut Apartmanı’nda hissettiğim o tuhaf duygu tüm bedenimi ele geçirdi. O genç adama doğru ilerleyip yanına yaklaştım. Etrafımıza insanlar doluşuyor herkes korku dolu çığlıklar atıyordu. Hemen yakınımızda esmer bir adam küçük oğlunun gözlerini kapatıyordu. 

Yerde yatan genç adamın dünyanın en yetenekli ressamı tarafından çizilmişçesine mükemmel görünen yüzüne bakıyordum. Aniden beni kolumdan yakalayıp gözlerini açtı ve "Uyan!" diye bağırdı.  Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım ve her şeyin bir rüya olduğunu fark ettim. Bu belki de o ana dek gördüğüm en gerçekçi rüyaydı. O kadar gerçekçiydi ki kendimi rüya içerisinde rüya görmüşçesine her şeyden soyutlanmış hissediyordum. Telefonumu elime aldım. Saat 03:05’i gösteriyordu.   Sonraki günlerde her şeye olan motivasyonumu bir kere daha kaybetmiştim. Ders çalışamıyor hatta gönlümce tembellik bile yapamıyordum. Kendimi sürekli rüyamda gördüğüm genç adamı düşünürken buluyordum. Rüyalarım bugün hayatta olmamın tek sebebiydi. Şimdi ise hiç tanımadığım hatta varlığından bile emin olamadığım bir adamın ölümünü görmüş olabilir miyim diye endişe etmekten başka bir şey düşünemez olmuştum. Odamda tek başıma geçirdiğim her ana düşman olan annem yine ders çalışmadığım için şikâyet etmeye başlamış kendimi boş işlerle meşgul etmekten ne kadar keyif aldığımdan hayıflanıp duruyordu. Boş işler… Bense deneyimlediğim şeylerin dünyadaki her şeyden daha değerli ve önemli olduğunu düşünüyordum. İnsan zihninin asla kabul edemeyeceği kadar güçlüydüm. Yaşama ve ölüme etki edebilecek kadar güçlü. 

Annemin söylenmelerinden kurtulmak için sırt çantamı hazırlayıp dışarı çıktım. Her zaman gittiğim yoldan yavaşça kütüphaneye doğru yol aldım. Gördüğüm rüya aklımdan bir saniye bile olsa çıkmıyordu. Kendimi "Ya onunla karşılaşırsam, ya gördüklerim bugün gerçek olursa." diye düşünmek alıkoyamıyordum. 

Endişeli bir şekilde yolda yürümeye devam ederken tam da rüyamda görmüş olduğum ışıklara geldiğimi fark ettim. Kırmızı ışık yanıyordu ve yolun karşısında bekleyen kişilere dikkatle baktığımda onu gördüm. Her şeyden habersiz bir şekilde öylece duruyordu. Birkaç kez telaşlı bir şekilde kolundaki saate baktı. Belki de bir yere yetişmeye çalışıyor diye düşündüm. Telaşına rağmen tüm kurallara uyduğu ve yeşil ışığın yanmasını beklediği hâlde bir şekilde yürüyen diğer kişilerin arkasında kalacak ve araçlar için yanan kırmızı ışığa rağmen durmayacak bir araba tarafından ezilip öldürülecekti. Kolumu tutup "Uyan!" diye bağırması gözümün önünden gitmiyordu. Bu aslında bir yardım çığlığıydı. Rüyamda onun ölü olduğundan emindim ama bir şekilde ona yardım etmem için bana bir mesaj göndermişti. Zaten onu gördüğüm her an içimde o tuhaf his uyanıyordu.  Bu adamı nedensiz bir şekilde biraz sonra ölecek herhangi bir başka adamdan daha çok önemsiyordum. Kendi ölümümü gördüğüm rüyada olacakları değiştirmeyi başardığıma göre bu genç adama da yardım edebilir ve ölümünü engelleyebilirdim. 

Yeşil ışık yandığında bekleyen herkes karşıdan karşıya geçmek için yola çıktı. Genç adam bana doğru yürürken göz göze geldik. Gözlerine baktığımda içimde tarifsiz bir his oluştu. Sanki o da ben de buraya ait değildik. Yanımdan geçtiği esnada birden kolundan tutup onu kendime doğru çektim ve birkaç saniye sonra kırmızı ışıkta hızlıca giden araba rüzgârıyla ikimizi de düşürerek yanımızdan geçti. 

Yere düştüğümüzde korku dolu gözler ile birbirimize bakmaya başladık. Her şey saniyeler içinde gerçekleşmişti. Yaşadığımız kısa süreli sessizlik büyük bir çarpışma sesi ve insan çığlıkları ile son buldu. Seslerin geldiği yere doğru baktığımda bir sürü insan daire oluşturmuş bir şeye bakıyor herkes telaşla ambulansı aramaya çalışıyordu. 

Oturduğumuz yerden kalkıp kalabalığa doğru gittik ve insanları aşarak dairenin ortasında acılar içerisinde ağlayan adamın yanına ulaştık. Biraz önce genç adamı kurtardığım hızla giden araba bu sefer küçük bir çocuğun hayatına mal olmuştu. Rüyamda gördüğüm esmer adam ve kulaklarını kapattığı küçük oğlu… Çocuk babasının kucağında kanlar içerisinde yatıyordu. O an yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim.

← Önceki bölüm